Değerli anne babalar,
Bireyler gibi çocuklarında kendilerine has yapıları vardır. Bazı çocuklar kuralların olduğu bir ortam tercih ederken bazı çocuklar daha özgür hareket edebileceği bir ortam tercih edebilirler. Bu bireysel farklılıklara rağmen çocuklar “sınırlandırılmaya” da ihtiyaç duyarlar. Sizlerin çocuğun bu gereksinimini bilerek hareket etmesi çocuğu karşısında kararlı ve net bir tutum sergileyebilmesi önemlidir.
Pek çok ebeveyn, çocuklara sınır konulması konusunda hem fikir, ancak bunun nasıl yapılacağına dair kafaları karışık durumdadır. Ebeveynleri belki de en çok zorlayan konulardan biri olan “Çocuklarda Sınır Koyma” konusunu Ekim Ayı-2. Bülteni olarak ele almak istedim.
Çocuklar, yaşadıkları dünyanın kurallarını anlamak isterler ve buna ihtiyaç duyarlar. Kendilerinden ne beklendiğini, diğer insanların gözünde durdukları yeri, ne kadar ileri gidebileceklerini, fazla ileri gittiklerinde neler olacağını bilmek isterler. Büyürlerken artan beceri ve kapasitelerini ölçecek yollar bulmak isterler. Sınır koyma çocuklara önemli bir öğrenme fırsatı tanır. Sınırların olmadığı bir ortamda yetişen çocuklar kabuklarından çıkıp dünyaya açıldıklarında çatışma, reddedilme ve olumsuz tepkiler ile karşılaşırlar.
Unutmayın bizim amacımız, çocuklarımızın süreç içerisinde ruhlarını ezmek değil de sevgi çerçevesinde sınırlarımızı belirlemektir.
Psikolojik Danışman
Ecem Geyikli
SINIRLAR
|
Sınır Koymanın Önemi Nedir?
Daha önce hiç bilmediğiniz bir yolda, hiçbir işaret, tabela, ya da navigasyonunuz olmadan yürümeye çalıştınız mı? Oldukça kafa karıştırıcıdır, öyle değil mi? Çocukların da neden o davranışı yapmaması gerektiğini öğrenmeleri ve sınırları bilmeleri için onlara yönlerini gösteren işaret ve uyarılara ihtiyacı vardır. Sınır koyma, çocuğa hangi davranışın riskli olduğunu, hangisinin güvenli olduğunu, davranışı gerçekleştirdiğinde karşısına hangi sonucun çıkacağını öğretir.
- Öncelikle sınır koyma derken gözümüzün önüne ne geliyor, onu bir düşünelim. Kuralları net çizgilerle belirlemek mi, herkesin yapacaklarının saatinin belli olduğu, tıkır tıkır işleyen bir düzen oluşturmak mı? Eğer “sınır koyma” deyince bunu anlıyorsanız ve bu düzeni oluşturmada zorluk çekmeniz gayet doğal.
- Böylesine katı bir düzen olmasına gerek yok. Ancak, yine de sistemin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için herkesin neyi ne kadar yapabileceğine ve kendisinden neler beklendiğine dair kafasında net bilgilerin olduğu bir düzene gerek var. Eğer bu düzen yoksa, çocuklar gün içinde sınırlarını sürekli zorlamak eğiliminde olurlar. Mesela;
- “Bütün günü telefonumla geçirebilir miyim?,
- “Sadece çikolata, şeker, gazlı içeceklerle beslenebilir miyim?”,
- “Ödevlerimi, zamanında yapmasam olur mu?”,
- “Yeteri kadar inat edersem /ağlarsam istediklerimi yapabilir miyim?”.
Çocuklar bunları doğrudan sormazlar; ancak istediklerinin ne kadarını, ne şekilde elde edebileceklerini, sizi ne kadar zorlayabileceklerini öğrenmek için sürekli denerler. Ve eğer siz net ve kararlı değilseniz genelde onların istedikleri olur. Ebeveynler olarak çoğunlukla çocuklarımızın bu tarz isteklerine karşı çok kararlı duramıyor olabiliriz. Çocuklarımızın istediklerini yapmadığımız takdirde onların mutsuz olacaklarını, ilişkilerimizin bozulacağını düşünüyor olabiliriz. Ancak araştırmalar bize bunun tam tersini söylemekte.

ARAŞTIRMALARA GÖRE SINIRLAR:
1-Sınırlar, onaylanan davranışın yolunu belirler.
2-Sınırlar, aile ilişkilerinin dinamiklerini belirler ve geliştirir.
3-Sınırlar, büyümenin ölçütüdür.
4-Sınırlar çocuğa güvende olduğunu hissettirir. Riskli davranışları ve tehlikeli durumları sınırlar ile belirlemek çocuğun güvenliği için önemlidir.
5-Sınırlar, seçim yapmalarını ve yaptıkları seçimler sonucunda sorumluluk almaları gerektiğini öğretir.
6-Sınırlar, öz denetim becerilerini geliştirir.
7- Sınırlar, çocukların her zaman istedikleri her şeye ulaşmalarının mümkün olmadığını öğretir.
8-Sınırlar, çocukların zorluklar ile baş edebilme becerilerini geliştirir.
9-Sınırlar, hem fiziksel hem de psikolojik olarak güvende hissettirir.
10-Sınırlar sayesinde çocuk, toplumsal normlara da uyum sağlar, sosyal becerileri gelişir.
11- Sınırlar sayesinde aile ortamı huzurlu olur. Gerçek hayata uyumu kolay olur.
12- Sınırlar, çocuğun özgüvenini geliştirir.
EBEVEYN TUTUMLARININ SINIR KOYMAYA ETKİSİ
Anne babalar çocuklarına sınır koyarken farklı ve çeşitli yöntemler kullanırlar. Sınır koymanın tam olarak sağlıklı işleyemediği, sınırlarla ilgili sorunların yaşandığı ailelerde genellikle üç farklı ebeveyn tutumu görülür:
|
|
|
Tüm bunların yanında;
- Dengeli sınırlar ve tutumlar:
– Öğrenme ve sorumluluk kazanmayı arttırır.
– İşbirliğini sağlar.
Sınır Koymak İçin Uygun Yaş Aralığı Nedir?
Sınırlara hayatımızın her döneminde ihtiyaç duyarız. Bu yüzden sınır koymayı sonlandırmak için bir zaman dilimi yoktur. Sınır koymaya başlamak içinse en uygun dönem 2,5-3 yaş aralığıdır.

Sınır Koymak Çocuğa Ne Hissettirir?
Öncelikle sınır koymak çocuğu sevip sevmemenizle alakalı bir durum değildir. Çocuklara bunun sevgiyle alakalı olmadığını, onları hatalarıyla ve doğrularıyla koşulsuz sevdiğimizi anlattığımızda anlayacaklardır. Asıl sorun sınırlar olmadan büyüyen çocukların gelecekte sınırları cezaya dönüştürseniz de size yanıt vermemesi olur.
Çocuğun Sağlıklı Gelişimini Destekleyen Sınırlar Belirlenirken;
1) Amaç çocuğun güvenli alanını oluşturmak olmalı.
Trafik ışıkları ve levhaların olmadığı bir yolda ilerlemeye çalışmak nasıl olurdu? Ne yönde ve hangi hızda ilerleyeceğimizden emin olmadığımız bir şekilde yol alırken yaşayabileceğimiz olumsuzlukları ve endişeyi hayal edelim. O halde sınırlar belirlenirken önceliğimiz çocuğun ihtiyaçları ve güvenliği olmalı. Bunu yaparken çocuğu sürekli kısıtlamak ya da aşırı kurallar koymak uygun değildir. Sınırları belirlerken en önemli ve olmazsa olmaz denilebilecekler belirlenmelidir.
Örneğin yemek, uyku düzeni, öz bakım, vurma ve itme gibi zarar verici davranışlar, mülkiyet kavramı, izin isteme, yabancılarla olan ilişkiler ve ihtiyaçlara uygun diğer düzenlemeler ele alınabilir.
2) Anahtarımız, yasaklamaktansa doğru davranışa yönlendirmek olmalı.
Dış dünyaya olan ilgi ve merakın arttığı okul öncesi dönemde çocuklar, cümle içinde olumsuzluk eki içeren kelimeler kullanılsa dahi o davranışı yapmaya daha eğilimli olurlar. Olumsuzluk, iki zihinsel eylemi gerektirir. Önce bir imge kurmayı, ardından da bunun zıddını. Dikkati yasaklanan davranışa çekmektense kabul edilebilir alternatif davranışı vurgulamak, çocuğunuzun beynindeki itki (etmek, yönelmek) ve ketleme (kendini tutmak, durdurmak) ile ilgili bölgelerin birbirleriyle bağlantı kurarken yaşadığı zorlanmayı hafifletecektir.
“Sakın merdivenden koşarak inme demek yerine duvar kenarından dikkatlice inebilirsin.”
“Haydi kendine bir duvar seç, seçeceğin duvar senin boyama duvarın olsun.”
Tartışma ve ya kriz anlarında sınırlar oluşturulmamalıdır. Bu zamanlarda oluşan sınırlar işe yaramazlar. Kurallar ve sınırlar herkesin sakin olduğu ve birbirini dinlediği anda oluşturulmalıdır. Uyulmayan kuralarda nasıl hatırlatmalar yapılacağı önceden konuşulmalıdır.
3) Net ve anlaşılır olmalıdır.
Sınırlar anlaşılır ve net olduğu sürece çocuklar için anlamak ve izlemek daha kolay olacaktır. Karmaşık mesajlar, çocuğunuzun kendisinden ne istendiğini anlayamamasına ve bu nedenle sınırlara uyum sağlayamamasına neden olur.
4) Ebeveynler kendi içinde tutarlı olmalıdır.
Sınırlar belirlenirken ebeveynlerin beraber karar vermesi ve benzer durumlarda birbirleriyle paralel tutumlar içerisinde olmaları önemlidir. Böylece evde ‘iyi polis kötü polis’ benzeri bir durum oluşmasını ve dolayısıyla ebeveyn çocuk arasındaki ilişki kalitesinin azalmasını engelleyebilirsiniz.
5) Süreç içinde tutarlı olmalıdır.
Tutarlılık konusunda bir diğer önemli nokta belirlenen sınırın her zaman geçerli olmasıdır. Çocuklar bizim aklımızdan geçenleri okuyamazlar; onlar sadece yaşadıkları deneyimlerden öğrenirler. Örneğin bir arkadaşınız ile konuşurken çocuğunuzun sözünüzü kesmesinden hoşlanmıyor, bunu ona söylüyor, ancak yine de her sözünüzü kestiğinde durup onu dinliyorsanız o zaman çocuğunuzun bunun kabul edilebilir bir davranış olduğunu düşünmesi kadar doğal bir şey yoktur. Eğer bir kural bazen uygulanıyor bazen esnetilebiliyorsa bu, çocuk için kafa karıştırıcı bir mesaja dönüşür.
6) Çocuk da sürece dahil edilmelidir.
Yaşadığı çevrede çocuğun söz hakkına saygı duyulması, sınırları benimsemesi için oldukça önemlidir. Bu durum uygulama aşamasında size yardımcı olacaktır. Bu amaçla bir aile toplantısı düzenleyebilirsiniz. Bu toplantıda çocuklar da sınırlarla ilgili fikirlerini dile getirebilir, ev içerisinde uygulanması gerektiğini düşündüğü kuralları paylaşabilir.
6) Yaşına uygun, gelişimi ve sınırlara gösterdiği uyum doğrultusunda zamanla esnetilebilir olmalıdır
Normalde yemeğini yeteri kadar yiyen bir çocuğun hastalık dönemlerinde daha az miktarda yemesine müsamaha göstermek, uyku saati 21.00 olan bir okul öncesi çocuğun, zamanla uyku ihtiyacının azalması sebebiyle uyku saatinin yeniden düzenlenmesi, eve giriş saati 19.00 olan bir ergenlik dönemindeki çocuğun, arkadaşının doğum günü olması gibi özel sebeplerde normalden 1-2 saat daha geç dönmesine izin verilmesi gibi değişiklikler; çocuğun bireyselleşme ve sorumluluk bilincinin dengeli bir şekilde oluşmasını sağlar. Ancak özellikle okul öncesi dönemde, bu gibi özel durumlarda yaşanan esneklikler, sebebi ile birlikte çocuğa açıklanmalıdır. Bu esneklikler çocuğa bir ödül gibi sunulmamalıdır.
7) Olaylar arasındaki bağlantıları çocuğunuzun kurması, hangi durumda hangi davranışın gösterileceğini kavraması açısından faydalı olacaktır.
“Hava yağmurlu mu yoksa güneşli mi? Peki hava yağmurluysa hangi ayakkabılarımızı giyeriz?”
8) Kuralları belirlerken somut örneklerden yararlanılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki karşımızda bir okulöncesi çocuk vardır. Bu yaş grubunda çocuklar somut örneklerle öğrenirler. Kurallarımızı somutlaştırmak bu kuralları akıllarında tutmada onlara yardımcı olur. Örneğin kural panoları hazırlanarak çocuk da sürece dahil edilebilir. Hafızaları bizden daha zayıftır bu nedenle istediğimiz kuralla ilgili yerlere belli hatırlatıcılar konabilir. Örneğin tuvalete el yıkama ile ilgili hatırlatıcılar konabilir. Çocuk her bunu yaptığında bir kutucuk boyayabilir ya da “yaptım” sütunlarını işaretleyerek ilerleme kaydedebilir. Sonuç değil süreç çocuklarımız için önemlidir. İlerlediğini görmek, yaptığını, hatırladığını, uygulayabildiğini somut olarak görmek ona da iyi gelir.
9) Kuralları ve sınırları koyduktan sonra tutarlı olmak ve çocuğa bu anlamda model olmak önemlidir.
Örneğin “Oynamadan önce odanı temizle.” dediğimizde ve çocuk odasını temizlemeden oyuna gittiğinde, onun görevini anneler üstlenir. Böylece çocuk, koymak istediğimiz kural ve ondan beklediğimiz şey hakkında belirsiz, karmaşık bir mesaj almış olur. Yani sözlerimiz “Odanı temizle.” derken davranışlarımız, “Odanı temizlemesen de olur, sen yapmasan da ben yaparım zaten” anlamına gelebilir. Kimi zamanda ebeveynlerden biri çıkardıklarını etrafa koyuyor ise bunu çocuktan beklemek haksızlık olur. Unutmayın ki çocuklar söylediklerimizdense, yaptıklarımızı yaparlar.
Sınır Belirlemenin Üç Basamaklı “Harekete Geçme Metodu”
1) Çocuğun duygusu ve ihtiyacı kabul edilmeli.
Çocuk; duygularının, ihtiyaçlarının ve isteklerinin bakım vereni tarafından görüldüğünü ve geçerli olduğunu öğrenir. Sadece bu ilgi ve empatiyi duyarak çocuğun duygularını yansıtmanız birçok kez onun duygusunun veya ihtiyacının yoğunluğunu azaltır, sağlıklı bir benlik bilinci oluşturmasını sağlar. Bunu yaparken sesiniz, samimiyetinizi ve anlayışınızı mümkün olduğunca iletebilmelidir.
“Ali, kitaplıktaki kitapları tek tek aşağı indirmeyi eğlenceli bulduğunu biliyorum…”
2) Sınır ifade edilmeli.
Sınırları ifade ederken/ hatırlatırken seçtiğiniz cümleler açık ve net olmalıdır. Uzun cümleler ve nasihatlerden uzak durulmalıdır. Örneğin; duvarı boyamak istiyorsun ama duvar boyanmak için değildir.
3) Kabul edilebilir alternatif seçenekler hedeflenmeli.
Hedef davranışlar, çocuğa kendini kontrol etme alıştırması yapmak için fırsat tanıyarak duygularını ya da asıl ihtiyacını ifade edebilmesi için kabul edilebilir bir çıkış yolu sunacaktır. Bunu yaparken alternatif yöntemler konusunda çocuğun düşünmesine fırsat vermek, beynin karar verme ve akıl yürütme merkezi olan frontal bölgesini harekete geçirir, böylece çocuğun bir birey olarak bulduğu çözümleri uygulamaya geçirmesi adına kolaylaştırıcı bir rol oynar. İstenmeyen davranışlar sonrasında ise çocuğun davranışını onarabilmesi için fırsat tanır.
“Duvarı boyamak istiyorsun biliyorum ama duvar boyanmak için değil kağıdını boyayabilirsin.
“Arkadaşına seninle oyuncağını paylaşmadığı için sinirlendin. Öfkeyle söylendiği için bu kelimeye küfür diyoruz. Bu sözcük başkalarını rahatsız edebilir/ üzebilir/ öfkelendirebilir. Bunun yerine ne söyleyebilirsin?/ Bunun yerine …. kelimesini kullanabilirsin.”

Kuralların dili kimi zaman “Televizyon YASAK”, “Tablet YASAK”, “Vurmamak” gibi negatiflerden oluşabilir. Bunun yerine ondan ne bekliyoruz bu açık bir şekilde belirtilmelidir.
Tablet süren bittiğinde tableti kaldırmak, Birbirimize vurmak yerine konuşarak duygularımızı ifade etmek vb. şekilde olumlu bir dil kullanılabilir. Hem dilimiz hem de somut dönemde olan çocuğumuzun anlayabilmesi ve hatırlayabilmesi için belki birlikte çizeceğimiz ya da dergilerden kesebileceğimiz görsellerle bu kuralları desteklemek büyük önem taşır.
Çocuğunuz sınırlara uyum sağlamakta zorlanıyorsa..
Ev içerisindeki sınırların düzenlemesi sırasında başlarda çocuğun eskisinden daha fazla direnç göstermesi ve sık sık sınaması beklenen bir durumdur. Ancak süreç tutarlı ve sağlıklı bir şekilde yönetildiğinde zamanla çocukların iş birliğini artırmasını ve sınırları daha az test etmesini bekleriz. Çocuğunuz, beraber belirlediğiniz bir kurala uyum sağlamakta zorlanıyorsa, önceliğimiz çocuğun o andaki ihtiyacını tespit etmek olacaktır. Örneğin çocuk, akşam yemeğinden sonra kardeşinin altını gülücüklerle temizleyen ebeveyninin ilgisini kazanabilmek için istenmeyen çeşitli davranışlar sergileyebilir. Çocuğunuzu ‘kötü’ bir şekilde etkilediğini düşündüğünüz arkadaşı ile arasına mesafe koyması noktasında ona ilettiğiniz düşünceleriniz, Burada kritik olan nokta, durumun bir ‘karşı gelme’ problemi mi yoksa bir ihtiyacın yansıması mı olduğunu gözden geçirebilmektir.
- Öncelikle sakin bir ses tonu ile ilgili sınırları tekrarlamalısınız. Bunu yaparken, çocuğunuzla aynı seviyede olmayı ve göz kontağı kurmayı ihmal etmemelisiniz.
- “Allah aşkına, yalvarırım, böyle yapsan ölür müsün” gibi ifadeler yerine, kararlı ancak sert olmayan bir ses tonu ile sınırları tekrar ifade etmelisiniz.
- Yüksek ses, bağırma, ceza, şiddet uygulama, aşırı öfkelenme, kötü sözlükler kullanarak etiketleme gibi tavırlar çocuğun sınırlara uyum sağlamasını kolaylaştırmadığı gibi, benlik algısının ve ebeveyni ile ilişkisinin zarar görmesine ve ilerleyen zamanlarda onların yetişkinlik becerilerine güvenmemesine sebep olabilir.
- Sınırlar tekrarlandıktan sonra, çocuk hala uymayı reddediyorsa, “Üstünden çıkan çamaşırları kirli sepetin yerine dolabına koyduğun için en sevdiğin tişörtün bu hafta yıkanmadı” şeklinde bir açıklama ile davranışının doğal sonucunu yaşamasını sağlayabilirsiniz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, davranış sonucunda ortaya çıkan doğal sonuçlar ile ebeveynin kendi belirlediği ceza yöntemlerinin birbirlerinden ayırt edilmesi gerektiğidir.
- Çocuğunuzla sorun çıkmadan önce kurduğunuz iletişim ve pozitif ilişki, sınırların benimsenmesi noktasında da etkili olacaktır. Aksi halde “söz dinlememek” anne-babaya duyulan öfkenin bir ifadesi olarak ve ebeveyne gösterilen tepki biçiminde ortaya çıkan bir sonuç olabilmektedir.
- Çocuk, sınırları hatırlamakta zorluk çekiyorsa okul öncesi dönemde resimli tablolardan, ileri yaşlarda ise yazılı anlaşmalardan faydalanabilirsiniz.
SINIRLAR İÇİN KİTAP ÖNERİLERİ:





